kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Mayıs 2010

Kadınların İçindeki Ortak Karakterler



Kadınların içlerinde barındırdıklarını düşündüğüm bir çok karakter var erkeklerinse daha sınırlı yani 3 ya da 4 diyelim.. Daha önce bir yazımda belirttiğim kadınlar arası gizli sözleşmelerin haricinde aralarında anlaşmalarını sağlayan bir nokta da bu bence. İçlerinde barındırdıkları karakterlerden bazılarının hepsinde aynı olması.
Kadın blog yazarlarının sayfalarında okuyoruz muayyen dönemlerinde yaşadıklarım şöyle böyle vs. bunlar zaten kadınların yaşadığı bir durum bahsettiğim şey bu değil aslına bakarsanız. Anlatmak istediğim şu ki;
Bir kadın ve ikinci bir kadını ele alalım.
Birinci kadın gayet kendine güvenen, ve o an için gayet iyi giyinmiş ve hoş görünümlü olsun.
ikinci kadın ise o gün sadece kendini kötü hissediyor olsun. Otomatik olarak bu kadın çirkin olmasa bile kendine güveni düşecek ve de etrafta uyandırdığı izlenim farklı olacak.
Birinci kadından daha güzel dahi olsa kendini onun bulunduğu ortamda daha da kötü hissedecek. Sinirleri bozulacak vs.
Kadınların birbirlerini çekemedikleri söylentisi tamamen bir yanlış anlamadan ibaret olabilir diyorum yani. Kadınların dışarıdaki tavrı ve tutumu tamamen kendi içsel durumuyla alakalıdır ve bu iç durumunun faturasını dışarıdaki o kadına keser bir anlamda.
Peki bu durumda ne olur? Birinci kadın bu durumun farkına vardığı anda bunu kullanmaya başlar kendisine olan güveni daha da artar ve bulundukları ortamda merkez olmanın keyfini çıkartır. İkinci kadınsa bunalır ve sıkıntılara girer.
Bu aynı iki kadın başka bir durumda rolleri değişebilir ve ruh halleri, tavırları, yaşadıkları değişebilir aynı şekilde yani ikinci kadın birinci, birinci kadın ikinci olabilir.
Aslında her kadının içinde var olan istediğinde merkez olabilme özelliği durma göre kadından kadına geçebilir.
Yani aynı karakterleri barındırma ve zaman zaman gün yüzüne çıkarma düşüncemin bir noktada işlemesi böyle oluyor.
Tabi ki işler her zaman böyle yürümeyebilir.
Birinci kadın kendini göstermeden ikinci kadının çırpınışlarını izleyip sonra hamle yapabilir ya da gün boyu çekimser kalabilir ama ne olursa olsun kendine güven oranı diğerine göre daha yüksek olduğu için gizli merkez yine o olacaktır. İkinci kadına ilgi bir zaman sonra düşecek ve sessiz duran birinci kadına sorular yöneltilecektir.
Erkeklerde durum her zaman böyle işlemiyor. Bunun sebebi de kadınların erkeklere erkeklerin kadınlara davrandığı gibi davranmaması bence ve de kadınların duygularının uyarıldığı konularla erkeklerin duygularının uyarıldığı konuların da farklı olması.

Kadınlar arasında çekememezlik olduğu nokta kişinin kendine dayanıyor. İşte benim az önce bahsettiğim noktayla bunun arasında çok fark var. Çünkü bu konu kişisel kıyaslamaya dayanır ya da kişisel yarışa girmeye. Ondan dahi iyi, ondan daha güzel olma fikri devreye girdiğinde kişisel çekişme başlar ve komik bir durum meydana gelir. Çünkü kadınlar böyle durumlarda gerçekten komik hareketler sergileyebilir.
*İlk durumda ikinci kadının bir yarışa girdiğini düşünün mesela..

Bu durumda hamle yapmak ya da yapmamak ona kalmıştır ama aslında iki kadını da içinde barındırır. Bu iki kadından biri yarışa girebilir ya da girmeyebilir işte bu durum kişiseldir.

Açık oldu mu bilmiyorum ama kişisel kadınsal gözlem fikrim böyle..
Neden kafayı da kadın ve erkeklerle bozduğumu da bilmiyorum:)


20 Mart 2010

Kadınlar neden değişiklik ister??


Kadınların değişiklik istemeleri; sürekli kendilerinden sıkılmaları kapitalizmle hemencik ve kolaycacık açıklanabilir. Dersin ki yeni çıkan kozmetik ürünler, modanın sürekli değişmesi- eskiye dönse dahi yıllar içersinde değişiklik gösteriyor- vs. fakat ben konuya başka bir noktadan bakmak istiyorum. Sadece kendi fikrim olarak belirtiyorum tabi ki..

Kadınlar değişiklikten hoşlanıyor çünkü kadınların içinde bir şey var onları rahat bırakmayan; her ne kadar durağan ya da itaatkar görünenleri dahi olsa hepsinin içinde aslında sürekli fıkır fıkır kaynayan ve serbest kalmayı bekleyen farkında olmadan kabullenilmiş ezilmişliği üstünden atacak asi bir ruha sahipler. Kabullenilmiş ve aslında içimize işlemiş bazı şeyler doğru, gerçek olmasa dahi mahalle baskısı denilen etkiyle de iyice midemizde sindirilmiş durumda. İşte kadınların amacı aslında bu saçma sapan lakırdıları dışkılamak. Farkında olmadan kabullenilen kurallar, yanlışlar vs. hepsi buna sebep.

Diyeceksiniz ki bir kadının saç rengiyle bunun ne alakası var. Bence var. Kadınlardaki beğenilme arzusu erkeklerden oldukça fazla. Erkeklerde yok demiyorum ama kadınlarda daha fazla. Kadınlar yıllarca sindirildiği ve hor görüldüğü için hayatta ev kadını değerlendirildikleri için senelerce ama senelerce bu durum bir şekilde beyinlerine kazınıyor. Diğer kadınlardan farklı olmanın tek yoluysa daha dikkat çekici ve güzel olmak -tabi o zamanlar. Kimse yazar bir kadın istemez(bkz. Jane Austen ) bırakın yazar bir kadın istemeyi zaten kadınlar yazar olamaz!!
İşte gerçekten bunu sorgulayan kadınlar haricinde kalanların ise tek uğraşı daha çok beğenilmek daha çok estetik değerlerle bezenmek oluyor. Piyano çalan güzel kadınlar -Avrupa- ud çalan, ses eğitimi alan ve aşırı süslü şiirleri okuyan Osmanlı kadınları mesela..

Estetik değerler ve ev işleri her zaman kadınlarla diğer işlerse erkeklerle özdeşleşmiş. Günümüzde ise duru daha farklı kadınlar iş alanında boy gösteriyor, iyi eğitimler alıyor ve neredeyse her meslek dalında başarılılar. Neredeyse çünkü her dalda kadınlar çalışmıyor olsa onda da başarılı olurlar elbet. şimdiyse durum estetik kaygıdan çok kimlik meselesine dönüşmüş durumda. Saç, makyaj, kıyafet bunlar kişilerin kimliğini vurgulayan ögeler halini almış. Aynı saç modelini kullanan iki kadından biri mutlaka değişiklik yapmak istiyor çünkü saçını kimliğine katıyor. Makyaj da aynı şekilde. Aynı saç şeklinden ya da renginden sıkılmak da tıpkı içinde bulunduğu durumdan üstllendiği sorumluluklardan ya da yaşanmışlıklardan arınma isteğinin dışa vurumu gibi. (bkz: sevgiliyle ayrılmak)..

Kadınların saçlarını neden bu kadar kendileriyle ilişkilendirdikleri bence ilk başta bahsettiğim geçmişten gelen fakat farkında olmadığımız bir kabullenmişlik durumu. Kadınların kendilerini beğendirme arzusu da ilkel bir istek sadece. Maslow kendini gerçekleştirmeden bahsediyor. bunu da evrimle ilişkilendirirsek ya da farklı bir açıdan bakıp egoyla bire bir birbirine bağlarsak aslında demek istediğim daha net olacaktır.

Velhasıl kelam olması gereken bence kadınları değişiklik istediğinde rahat bırakmak ve sessiz çığlıklarını atmalarına ses çıkarmamak..

foto:wikimedia

01 Mart 2010

Kıskançlık- Bencillik- Ego




Günümüzde yaşanan kadın erkek ilişkilerinin gün geçtikçe sarpa sarmaya başladığını gözlemlediğim şu günlerde 'favori topiğim' kadın ve erkeği içinde barındırıyor elbette.

Çevre- gözlem tekniğiyle kendimi düşünmeye gark ediyorum. Bazen bir telefon konuşmasına şahit olmam bazen bir çiftin tartışmasına kulak misafiri olmamdır bana bunları düşündüren.

Kıskançlık dediğimiz duygunun da kontrolden çıkmaya başladığının farkındasınızdır herhalde..
Öz güven eksikliğinden kaynakladığı söylenen kıskançlık aslında bencillikle sıkı sıkıya bağlı. Buna ilişki kıskançlığı diyorum şimdilik. Bu ilişki kıskançlıklarında karşıdaki kişiyi sevmekle alakalı olarak kıskanma mevzusundan bahsediliyor. "Sevdiğim kişi benden başkasını beğenmesin" , "benden başkasına bakmasın" , "benden başkasını düşünmesin" isteklerini söyleyen kişiye göre sevmekten ileri gelen fakat dışarıdan bakıldığında sevgiline de kendine de güvenmiyorsun denilesi durumlara gebe sözlerdir. kimi durumlarda bu sözü söyleyen depresif bir kişilik ise kuracağı cümleler daha farklı olacaktır ve öz güven oranı daha düşük olarak tabir edilecektir.

Bencillik kısmına gelince; öyle bir durum söz konusu olmuş ki bir insanın sahibi olunabileceği yanılgısına kapılıyorum. Kadın ya da erkek sevgilisinin ona ait olduğu hissine kapılarak kısıtlamalar ve kurallar koyuyor. Kendini düşünerek yaptığı, narsist kuralları ona göre işlerken fakat aslında patlarken o böbürleniyor.
İşte bunlar da yalan bulutu ilişkilerin başlangıcı oluyor.
İkisi de birbirine yalan söylüyor.
Önce sahiplenilmek hoşuna gidiyor, sonra boğdukça boğuyor.
Kavgalar artıyor, yalanlar çıkıyor.
Dokuz kez ayrılıp barışan çiftler meydana geliyor.

Bilmem farkında mısınız ama ben artık ilişkilerde önemli ölçüde bir arabesklik seziyorum. Popüler kültüre bağlı olarak değişen müzik furyası dahi 'pop müzik' adı altında artık arabeskleşiyor. Belki de 90'lar- 80'ler bundan dolayı daha cazip geliyor bir kesime.

Kıskançlığın öz güvenle birebir alakalı olduğu konusunda kuşkuluyum. Ama bencillikle örtüştüğünü şiddetle savunabilirim. Beklentilerini etrafında gördüğü ilişkilere endeksleyen kişilerin de bunlardan etkilendiğini düşünüyorum. kıskançlık da bir nevi moda oldu. Sürekli kıskançlık kavgaları ve ardı arkası kesilmeyen yalanlar ortaya çıktı bu yüzden.

Bana kalırsa; deli gibi kıskanıyorsan ve asla emin değilsen açık kapı bırakmalısın. O açık kapıdan çıkıp gidince sen de artık onun üzerindeki fantezin neyse onun üzerinde uygularsın.. Önemli olan açık kapı varken gitmemesidir. İşte bence o zaman egon tatmin olmalı.. belki klasik gelecek ama ne varsa eski deyişlerde var. Cidden.

qm:deviantart


26 Şubat 2010

KADIN-ERKEK-SIR



Erkekler ve kadınlar işte bütün mesele bu gibi bir giriş yapıyorum düşünce dehlizlerime.

Kadın diyorum nedir?
kimine göre şeytan, kimine göre melek olarak tabir edilen insan cinsi. Ne doğa üstü bir varlık ne de ucube. Kısa kesiyorum..
Erkek nedir?
kimine göre şeytan, kimine göre melek olarak tabir edilen insan cinsi. Ne doğa üstü bir varlık ne de ucube. Kısa kesiyorum..

Kadın ve erkek diyorum nedir? Kimine göre ateşle barut, kimine göre bir elmanın iki yarısı kimine göre kediyle köpek kimine göre değneğin ucundaki iki bok daha neler neler....Bana göre iki cins de genel karakteristikleri olan fakat çözülemeyen kapalı kutu. Bireysel farklılıkları gözetmeksizin bunu söyleyebiliyorum çünkü biliyorum ki beynimizden geçenler çok zaman olduğu gibi dile getirilmiyor.. Ben kadınları çözdüm ağbiii şöyle şöyle yap bak gör iki güne kapında gibi genellemeler işe herzaman yaramıyor.

Bence cinsler arasında isimsiz ve imzasız anlaşmalar yapılmış gibi kadınlar da erkekler de bir şeyler gizliyor. Bu kabullenilmiş tabular dışında olan bir şey soyut bir ant.

Şimdi tutup da hadi dökelim bunları diyemiyorsun çünkü ben de bu sırrın neye tekabül ettiğini bilmiyorum. İç güdü denen şeyin varlığı insanda mevcut mu? Emin değilim ama olma olasılığı yüksek. Öyleyse bu sır iç güdüsel olarak aktarılmış olabilir ya da genlerimize kodlanmış olarak nesilden nesile aktarılmıştır bilmiyorum. Ama her iki cinsin birbirini anlamaması için gerekli alt yapı oluşturulmuş durumda bana göre.

Empati diye adlandırılmış kendini başkasının yerine koyma zırvalamasına da itimadım yok. Bu olaya inanmıyorum. Ben bir erkek gibi düşünemem onun yerine kendimi koyunca. Bir kadın olarak yaşadıklarım, duyumsadıklarım, algıladıklarım kadınca şeyler. Karşımdaki bir kadınken bile ben bu empati fasa fisosunun olamayacağına inanırken - geçmiş yaşantılar denen bir şey var. Madem ben zırt diye in your shoes oluvericem neden yaşıyorum ki ben olarak ya da sen sen olarak ne biriktiriyorsun ki sende- İşte bundan mütevellit bu sırra muktedir olmanın zor bir çabadan ibaret olacağı fikrindeyim.

Son zamanlarda Türkiye'de kadınlar ve erkekler konuşmalarında daha açık olmaya başladı kendileri konusunda; ama zaten bilinen erkek yaşamı sadece dile geldi; kadınlar ise kendilerini açmaya başladı; neler yaptıklarını, kız kıza muhabbetlerini gözler önüne sermeye başladı. İstediğimiz kadar serelim istediğimizi yapalım bu cinsler arası sırra ulaşmak için bence boşa çaba sarf ediyoruz. Kadınlar erkekleri erkekler de kadınları tam anlamıyla anlayamadan göçüp gideriz bu diyardan.

Zaten düşünüyorum da anlaşamamak anlaşmanın ön şartı gibi olduğundan belki de bu bir gelişmişlik seviyesidir bile. Avcılık ve toplayıcılıkla başlayan -bilinen- kadın erkek ilişkisi belki de en azından iletişim kurmaya çabalayan yeni nesillerle bir seviye daha atlayacaktır sırra ulaşmada..

matrix: deviantart