Çikolata ilk olarak mayalar tarafından keşfediliyor ve içecekte kullanılıyor hatta sadece üst sınıfa uygun görülüyor bu içecek. Şimdi durum çok farklı. Nedense bu döneme ait olmadığımı düşünüyorum zaman zaman. Tarihte bir dönemi yaşamamam için şans verseler çok kararsız kalırdım. Görmeyi istediğim o kadar çok zaman dilimi var ki. Belki gelecekten bu günüme baksam şimdiyi yaşamak isterdim ama eski yüzyıllar nedense şu anda daha cazip geliyor.
Zaman makinesi değil istediğim. Tüm yaşamımı geçireceğim bir dönem. Farklı bir uygarlık ve yaşam biçimi. Kendimi hipnotize ettirsem kesin bilmem nere sarayında bla bla olurum. Acaba bugünüm gelecekte ne olarak adlandırılacak.
Kadınların içlerinde barındırdıklarını düşündüğüm bir çok karakter var erkeklerinse daha sınırlı yani 3 ya da 4 diyelim.. Daha önce bir yazımda belirttiğim kadınlar arası gizli sözleşmelerin haricinde aralarında anlaşmalarını sağlayan bir nokta da bu bence. İçlerinde barındırdıkları karakterlerden bazılarının hepsinde aynı olması.
Kadın blog yazarlarının sayfalarında okuyoruz muayyen dönemlerinde yaşadıklarım şöyle böyle vs. bunlar zaten kadınların yaşadığı bir durum bahsettiğim şey bu değil aslına bakarsanız. Anlatmak istediğim şu ki;
Bir kadın ve ikinci bir kadını ele alalım.
Birinci kadın gayet kendine güvenen, ve o an için gayet iyi giyinmiş ve hoş görünümlü olsun.
ikinci kadın ise o gün sadece kendini kötü hissediyor olsun. Otomatik olarak bu kadın çirkin olmasa bile kendine güveni düşecek ve de etrafta uyandırdığı izlenim farklı olacak.
Birinci kadından daha güzel dahi olsa kendini onun bulunduğu ortamda daha da kötü hissedecek. Sinirleri bozulacak vs.
Kadınların birbirlerini çekemedikleri söylentisi tamamen bir yanlış anlamadan ibaret olabilir diyorum yani. Kadınların dışarıdaki tavrı ve tutumu tamamen kendi içsel durumuyla alakalıdır ve bu iç durumunun faturasını dışarıdaki o kadına keser bir anlamda.
Peki bu durumda ne olur? Birinci kadın bu durumun farkına vardığı anda bunu kullanmaya başlar kendisine olan güveni daha da artar ve bulundukları ortamda merkez olmanın keyfini çıkartır. İkinci kadınsa bunalır ve sıkıntılara girer.
Bu aynı iki kadın başka bir durumda rolleri değişebilir ve ruh halleri, tavırları, yaşadıkları değişebilir aynı şekilde yani ikinci kadın birinci, birinci kadın ikinci olabilir.
Aslında her kadının içinde var olan istediğinde merkez olabilme özelliği durma göre kadından kadına geçebilir.
Yani aynı karakterleri barındırma ve zaman zaman gün yüzüne çıkarma düşüncemin bir noktada işlemesi böyle oluyor.
Tabi ki işler her zaman böyle yürümeyebilir.
Birinci kadın kendini göstermeden ikinci kadının çırpınışlarını izleyip sonra hamle yapabilir ya da gün boyu çekimser kalabilir ama ne olursa olsun kendine güven oranı diğerine göre daha yüksek olduğu için gizli merkez yine o olacaktır. İkinci kadına ilgi bir zaman sonra düşecek ve sessiz duran birinci kadına sorular yöneltilecektir.
Erkeklerde durum her zaman böyle işlemiyor. Bunun sebebi de kadınların erkeklere erkeklerin kadınlara davrandığı gibi davranmaması bence ve de kadınların duygularının uyarıldığı konularla erkeklerin duygularının uyarıldığı konuların da farklı olması.
Kadınlar arasında çekememezlik olduğu nokta kişinin kendine dayanıyor. İşte benim az önce bahsettiğim noktayla bunun arasında çok fark var. Çünkü bu konu kişisel kıyaslamaya dayanır ya da kişisel yarışa girmeye. Ondan dahi iyi, ondan daha güzel olma fikri devreye girdiğinde kişisel çekişme başlar ve komik bir durum meydana gelir. Çünkü kadınlar böyle durumlarda gerçekten komik hareketler sergileyebilir.
*İlk durumda ikinci kadının bir yarışa girdiğini düşünün mesela..
Bu durumda hamle yapmak ya da yapmamak ona kalmıştır ama aslında iki kadını da içinde barındırır. Bu iki kadından biri yarışa girebilir ya da girmeyebilir işte bu durum kişiseldir.
Açık oldu mu bilmiyorum ama kişisel kadınsal gözlem fikrim böyle..
Neden kafayı da kadın ve erkeklerle bozduğumu da bilmiyorum:)
Nedense çok fena sizlerle paylaşasım geldi bu şarkıyı..
Uzun zaman sonra kendimi hiç olmadığım kadar iyi hissediyorum aslında..
Yoğun bir tempodan sonra ara verince insan bir boşluğa düşüyor fakat sonrasında gelen sorumluluklar için kendini hazır hissetmiyor bu sefer de işte bu evreye çeyrek kala bu mutlu halimin tadını çıkarayım en iyisi..
Herhangi bir şeye cinsiyet verme hastalığımdan bir türlü vazgeçemiyorum.
Durmadan beynimden bu düşünce geçiyor;
Musluk erkek çeşme kadın
battaniye erkek pike kadın
tabure erkek sandalye kadın
pırasa erkek fasulye kadın
...
...
...
Diye uzayıp giden ve eklemekten kendimi alamadığım bir liste yapıyorum kafamda..
Bu durumdan çok sıkıldım. Bilinçaltıma yerleşmiş kadınsı erkeksi imgelerinden kurtulamıyorum. Sesli harflerden cinsiyeleer yaratıyorum. Çok ayrımcı cinsiyet faşizanı falan gibiyim.-böyle bir cümle kurdum ben manasız.-
Şarrkılara bile cinsiyet veriyorum
comfortably numb erkek creep kadım
crazy train erkek wish you were here kadın
ruby tuesday erkek end of the night kadın
--
--
--
--
Nefret ettim kendimden mesela nefret kadın bence.
Mesela erkek olmalı. Kelime olarak erkek kadın kadın erkek bence bi de.
Kadınların değişiklik istemeleri; sürekli kendilerinden sıkılmaları kapitalizmle hemencik ve kolaycacık açıklanabilir. Dersin ki yeni çıkan kozmetik ürünler, modanın sürekli değişmesi- eskiye dönse dahi yıllar içersinde değişiklik gösteriyor- vs. fakat ben konuya başka bir noktadan bakmak istiyorum. Sadece kendi fikrim olarak belirtiyorum tabi ki..
Kadınlar değişiklikten hoşlanıyor çünkü kadınların içinde bir şey var onları rahat bırakmayan; her ne kadar durağan ya da itaatkar görünenleri dahi olsa hepsinin içinde aslında sürekli fıkır fıkır kaynayan ve serbest kalmayı bekleyen farkında olmadan kabullenilmiş ezilmişliği üstünden atacak asi bir ruha sahipler. Kabullenilmiş ve aslında içimize işlemiş bazı şeyler doğru, gerçek olmasa dahi mahalle baskısı denilen etkiyle de iyice midemizde sindirilmiş durumda. İşte kadınların amacı aslında bu saçma sapan lakırdıları dışkılamak. Farkında olmadan kabullenilen kurallar, yanlışlar vs. hepsi buna sebep.
Diyeceksiniz ki bir kadının saç rengiyle bunun ne alakası var. Bence var. Kadınlardaki beğenilme arzusu erkeklerden oldukça fazla. Erkeklerde yok demiyorum ama kadınlarda daha fazla. Kadınlar yıllarca sindirildiği ve hor görüldüğü için hayatta ev kadını değerlendirildikleri için senelerce ama senelerce bu durum bir şekilde beyinlerine kazınıyor. Diğer kadınlardan farklı olmanın tek yoluysa daha dikkat çekici ve güzel olmak -tabi o zamanlar. Kimse yazar bir kadın istemez(bkz. Jane Austen ) bırakın yazar bir kadın istemeyi zaten kadınlar yazar olamaz!!
İşte gerçekten bunu sorgulayan kadınlar haricinde kalanların ise tek uğraşı daha çok beğenilmek daha çok estetik değerlerle bezenmek oluyor. Piyano çalan güzel kadınlar -Avrupa- ud çalan, ses eğitimi alan ve aşırı süslü şiirleri okuyan Osmanlı kadınları mesela..
Estetik değerler ve ev işleri her zaman kadınlarla diğer işlerse erkeklerle özdeşleşmiş. Günümüzde ise duru daha farklı kadınlar iş alanında boy gösteriyor, iyi eğitimler alıyor ve neredeyse her meslek dalında başarılılar. Neredeyse çünkü her dalda kadınlar çalışmıyor olsa onda da başarılı olurlar elbet. şimdiyse durum estetik kaygıdan çok kimlik meselesine dönüşmüş durumda. Saç, makyaj, kıyafet bunlar kişilerin kimliğini vurgulayan ögeler halini almış. Aynı saç modelini kullanan iki kadından biri mutlaka değişiklik yapmak istiyor çünkü saçını kimliğine katıyor. Makyaj da aynı şekilde. Aynı saç şeklinden ya da renginden sıkılmak da tıpkı içinde bulunduğu durumdan üstllendiği sorumluluklardan ya da yaşanmışlıklardan arınma isteğinin dışa vurumu gibi. (bkz: sevgiliyle ayrılmak)..
Kadınların saçlarını neden bu kadar kendileriyle ilişkilendirdikleri bence ilk başta bahsettiğim geçmişten gelen fakat farkında olmadığımız bir kabullenmişlik durumu. Kadınların kendilerini beğendirme arzusu da ilkel bir istek sadece. Maslow kendini gerçekleştirmeden bahsediyor. bunu da evrimle ilişkilendirirsek ya da farklı bir açıdan bakıp egoyla bire bir birbirine bağlarsak aslında demek istediğim daha net olacaktır.
Velhasıl kelam olması gereken bence kadınları değişiklik istediğinde rahat bırakmak ve sessiz çığlıklarını atmalarına ses çıkarmamak..
Otobüs deyip geçmeyeceksin. Ulaşım deyip de geçmeyeceksin.Otobüslerin kadrini kıymetini bilmek gerekir..
Otobüs şoförü çok özel bir şahıstır. Neden mi?? Mesela otobüse yolcu olarak binen bir otobüse bindiğinde önce bir tedirgindir. Boş koltuklara bakar nereye oturacağına karar verir. Ya da ayaktaysa nereye tutunsam düşüncesiyle ilerler yavaş yavaş ama şoför öyle değildir. Otobüse bissmillah diye biner ve otobüsü sallar şöyle bi sonra arkaya doğru bakar- yolculara sadece bir kaç saniye. Sonra koltuğa oturur ve o aşırı ergonomik olduğunu düşündüğüm aşağı yuları 54367 cm yükselebilen havalı koltuğuna oturur. Nedendir onun öyle aşırı yaylı olması bilemem ama bence çok güzel.
Aslında yolcu koltukları da öyle olsa bizde uça uça gitsek dışardan ne de güzel gözükürdü zıplayan onlarca insan.. Belki de adam sıkılmasın hoplaya zıplaya diye şeyetmişlerdir.
Bir de şoförle konuşmak yasaktır mesela. Can taşıyor adam sen de gidip beni fındıkfıstık şöbiyetçisinde indirin ha unutmayın diye kafasını kurcalıyorsun işte bu çok ayıp. He dersen ki ya durak kaçarsa işte onu bilemem.
İstanbul'da duraklarda isimlerin koca koca net bir şekilde yazılı olması bence çok hoş. Böylece hangi duraktan sonra ineceğini kestirebiliyorsun. Hoş bir uygulama.
Otobüsle ilgili sevmediğim nokta şehirler arası yolculukta. Sevmiyorum şehirler arası yolculukta otobüse binmeyi. En sevdiğim tren yolculuğu ve de uçak. Tren ama apayrı güzel bir şey. Fakat Yüksek Hızlı Treni sevmedim. Samimiyetsiz geliyor bana. Binmeden o vırt vızırık cihazlardan geçmenin de hiçbir manası yok çünkü oradan geçiyorsun ama tekrar veda edeceklerinle buluştuğun noktada sadece dizine kadar bir cam var yani istediğin eşyayı oradan alabilirsin.. Ayrıca boşa çile çektiriyorlar sıraydı bilmem neydi.
Hava alanlarında Avrupa' da başlatılan bir uygulama var. Çıplak röntgen uygulaması.. Röntgen cihazı seni çıplak bir şekilde gösterecek ve direkt geçiş yapabileceksin. Fakat bu gönüllülük ilkesine göre düzenlenmiş. Yani eğer istemezsen elle aranacaksın. Kaçar kurtuluş yok diyorlar...Ya elle ya göre göre..Elle kaçma şansın daha yüksek fekat. Hani olur da saklayacak bir şey olursa diye...
Bir gün planöre binmek istiyorum. Kuşlardan niyetlenilmiş ne de olsa. Gerçekten özgürsün bir bakıma. Paraşüt de öyle. Gerçekten uçaktan atlayıp yere çakılmak??
Hava kestirmeleri sadece öyle uçarak da olmuyor..Önceden evlerin çatıları birbirine değermiş.Hala da eski mahallelerde var bu uygulama.. İnsanlar çatılardan geçe geçe ulaşırlarmış gidecekleri yere. Hem de kestirme ciddi ciddi düşünsene..
Şimdi olsa sen benim çatımdan geçemezsin hacı; nabıyosun diye diye haneye tecavüze kadar gider böyle.
Kağıttan yapılan uçaklar da bence bir ışık..Fırlatmalı sistemli. Jet değil ama öyle bir basınç ki ve derece de çok iyi hesaplanmalı tabi enlemi boylamı. Top gibi. Öyle uçacaksın. Bence eğlenceli olur.
Durup da burda şimdi kendi çapımda saçma sapan bir mühendislik örneği sergiledim utanmadan. İşte ben bööyle utanmaz arlanmaz oldum herkesin işine el atıyorum.
Şimdi dileğim kabul olacaksa sevdiğimle seyahat ya resulallah derdim. Sonra da amin.
Eveeeet... Bu şarkı benden size ruh halimin derinliklerinden selamlar sunar ve de ellerinizden öper...
Heee ergenlik demişken ne o öyle eller 5 metre vucut 1 santim. Ne garip varlıklarız vesselam. Mesela diş fırçası kullanıyoruz aslında ne kadar ilkel bir şey böyle elinle ön arka sağ- sol aşağı yukarı falan. Bir de mesela çay falan içiyoruz demleyip. Bİr şeyi demliyo olmak bence çok garip üstüne su eklemek falan mesela. Sonra çay oturmadı diye içmiyoruz. Bİr de denemişiz otursun öyle içelim bugün de bakalım nası olucak diye. Bİr de hayvanları yiyoruz bence bu da enteresan bir şey. Başlı başına bir şey yiyip sonra dışkılamamız da ayrı bir konu zaten. İnsanı anlamak da neyin nesi kuzum .. Aklım karıştı bence. Kendimi saydek gibi hissettim. Kafama vurup kendime gelmek istiyorum.
Ayrıca bir sürü hakkımız olduğunu ve bunların bir güzel çiğnendiğinin farkında mısınız? BEnce hakkınız yenmeden haklarınızın farkına varmalısınız diye bir slogan olmalı ya da vardır aslında ama olsun ben de uydurmuş gibi yaparım.