27 Aralık 2010

Bütün yazıyı 3 dakikada yazdım



İnsanın vicdanı nedir bilir misin ey okur? Söyleyem de öğren. Çalışmadığı, okumadığı halde elinde tuttuğu kitabıdır. Mesela ki sen şehir dışına gideceksin dönüşte de sınavın var çalışman lazım. Sen o kitabı yanına almazsan ah ben nettim vah ben ne halt yedim diye dolanırsın. Yanında götürsen için rahattır kitap yanındadır sonuçta. İşte buna biz öğrenci vicdanı yani saçmalık diyoruz. Bu durumda benim demem o kiiiiii  o kitabı boşa yük yapma bebeğim. Boş ver yeaaa ölümlü dünya gelince çalışırsın. Biliyorum ben yük olacak o sadece.
Nasıl bir genişlikse artık mezuniyetine aylar kalmış bir şahıs olaraktan genişledikçe genişlemekte yaydıkça yaymakta çalışmadıkça çalışmamaktayım. Oh valla hayat bana güzel üç yüz beş yüzlük bi durumumda yok hani. Evde oturuyorum la. Kuşburnu çayı içiyorum. Görsen seksenlik nine hayatıyım yani.

Bi de staja gidip örtmen gözlemliyorum ya meslekten soğudum argadaş. 9. sınıfta bi öğrenci "bence yol yakınken vaz geçin" demesin mi! Ay abam sen iyi bildin de artık çok geç valla yolun sonuna geldik. Artık nağğğğsip kısmeğğğt..

Mezuniyet demişken gençlik ateşşi filmi sanki bizim bölümdekilerin içinde yanıyo bi mezuniyet balosu lafı dönüp duruyo. Lan oğlum zaten 150 kişilik bölümde 130 kızsınız bana kalsa hamamda çalgılı malgılı harem eğlencesi yaparım da yok bunnar illa seksi meksi elbiselerini hepi topu asimile olmuş 20 erkeğe gösterecekler emeeeeeeeen napim yeaaa.

Bence ben de gider eğlenirim şahsen tek başıma süper eğlenme yeteneeem vardır ki hiiiiç sıkılmam bunlar da mum gibi kalem etek büstiyer modunda seksi bi gece yaşarlar. Bak ben sanki şort tişört gidicem gibin bi hava verdim de ben eeeyle rahatsız ve de şık olma taraftarı değilim ondan dalga geçtim. Allam ne kadar da kötüyüm daha kıyafetlerini görmeden bok atıyorum. Bu arada Polonya' ya Erasmus' la giden arkadaşıma kargoyla Türk boku yollayacağıma söz verdim. Orda kebap yoktur şindi napçen bokları bile denişik kokar la muhabbeti yaptık da. Ne kadar da iğrençleşiyorem  Tanrım!

Bİ de topuklu ayakkabı hiç de büyütülecek bi şey değil ben gayet leylekleşmeden yürüyorum. Bak şindi bacakları kırmadan taaam mı bebeğim . Aferin. Öğreneceksin leydi.

Her neyse bakın bi ne dicem;

Aşk seks bunlar güzel şeyler. Kınamayın oğğğlum.

11 Aralık 2010

Az önce başlık koymayı unuttuğumu fark ettim













Birbirimizin yüzüne bakmaktan ne kadar da çekiniyoruz aslında. Otobüste yanına oturduğumuz yüzü asla hatırlamayız eğer bizi etkilemediyse ya da karşılıklı koltukta oturduğunda sana bakan biri seni rahatsız eder hani...
Kadın baksa başka bir kadına amma süzdü heeeaa dersin, adam baksa amma kesti pislik dersin. Ben bazen kendimi öyle bir kaptırıyorum ki birisine bakarken, unutup gidiyorum aman şöyle mi düşünür demeyi. Yüzünü inceliyorum neye benzediğini düşünüyorum, hangi şarkıyı sever, nasıl bir ortamda yaşıyor, hayatı bu koca çevreden bağımsız ve nasıl acaba, ne düşünür, sevgilisi var mı? ailesiyle arası nasıl gibi saçma sapan psikopatikliğe varan düşünceler geçiyor aklımdan.


İşbu düşünceler esnasında kurumunuz ...:) İşte bu düşünceler esnasında şunu fark ediyorum:


Bazı Türklerin yüzünde toprağa bağlı yapıdan mı kalmıştır, kalıtsal mıdır, gen midir bilemem ama bence toprağın etkisi var.
Genç kadınların yüzünde bile bunu görebiliyorum, hani köyde artık yaşlı nüfusun kaldığını düşünürsek diye gençliği vurguladım... Yaşlı kadın fotoğrafları çekerler ya fotoğrafçılar yüzü çizgi çizgidir, belki teyzemin dişi yoktur falan; kimini etkiler bu fotoğraflar, ağlatır. İşte o teyzem gibi diyorum kimi gençlerde de var bu.

Sonra kadınların erkeklere nazaran daha güzel olduğunu düşünüyorum. Türk kadınlarının makyaj yapma hastalığına tutulduğu fikrine kapılıyorum. 

Baş örtüsü fikrinin temelinin kadınların erkeklere göre alımlı olmasında yatmasını düşünüyorum. Toplu taşıma araçları benim en verimli saçmalama merkezlerim bu konuda. 

Bakıyorum sonra farkında olmadan yüzüne daldığım şahıs benden rahatsız doğal olarak. Bu düre ne kadardır ki 3-6 saniye bakılan açısından rahatsız edici... Olabilir tabii. Adam yüzüme bakınca şöyle diyecek halim yok ya:
-Ay kardeş ben de senin ni kadar da doprak rengi olduğunu şeyettimdi. Bence sen özünde sinsi bi insansın zira gözlerinden okunuyo. Bu fesatlığa ne gerek var ay abam? -gibi kendini bilmez ve hepsi öznel ve içimde kalan yorumlar...

Otobüse yetişemezsin de el kaldırırsın ya gören olur belki seni arka koltuklarda oturan hepsi susar ama hiç şöfer bey binecek var demez. Hepsi sesini çıkarmaktan korkar, toplumda var olmaktan korkar. Cool' dur da bozamaz o halini. Ben onlardan değilim. 

Eğer arkasından koştuğunuz bir otobüsü durduran kıvırcık mıvırcık esmer mesmer zayıf mayıf bi kız görürseniz o ben olabilirim. Sesimin çatalından korkmam. Kapıyı açmayı unutan şöföre arka kapıyı açar mısınız demekten çekinip bir durak sonra inenlerden değilim ve sesimi düşüneceğime işimi düşünürüm. 

Artık karda kışta da ölürsün zaten soğukta durak durak gezerken sesim çıkmadı diye saf kafası.

NÖT: Bu aralar o kadar üşengecim ki otobüsten inesim gelmiyo ama bu ayrı bi konu litfen karmaşa yaratmayalım.

Ha ne dicem bak bi:


Bay bay


foto:ankara'da kar var


24 Kasım 2010

Nasıl da süper fikirlerim var bir bilseniz


Anneeeeem hasta oldum ya ben ühüüü:(

Burnum akmakta, boğazım acımakta idi.

İspanyolca sınavından çıkmış çıktı almak için pc laboratuvarına gitmiş idik. Pc'lerin hepsi dolu; birçoğunda facebook açık durumdaydı. Boş PC bekleyecek halim yoktu. O an aklıma çok süper bir fikir geldi. Bu laboratuvara dört adet yaşlı teyze koyacaktık. İsimleri 'dürtücü birlik' sloganları "cık cık cık" olacaktı. Facebook açarak Pc işgal edenlere "evladım bak çocukcağız ödev çıkaracak sen burada facebook derdindesin cık cık cık diyecekti" bu teyzeler sürekli olarak PC işgalcilerini kontrol edecek; yeri gelince terlik fırlatmak suretiyle ortamı ders çalışmak için uygun hale getirecekti. Hatta ödev yazanlara meyve soyup getirseler bence çok güzel olurdu.

Ben bunları düşünürken PC boşaldı. Çıktı aldık.

Daha sonra otostop mahallimize yürüyüp otostop çektik. Zaten hasta olan bünyem; şiddetli esen rüzgar ve bunla beraber dağılan yağmur damlacıklarıyla her yanımın ıslanmasını takip eden olaya dayanamayacak hale gelmişti. Aklımda yarına yetiştirmem gereken ödevim, tepemde topak şeklinde topladığım saçım ve havaya kaldırdığım baş parmağım sıcacık bir arabanın içinde eriyip gitti. Eve geldiğimde tek düşüncem uyumaktı ama ben ne yaptım; Oblomovluk yaptım, yattım ama uyumadım bile o kadar üşengeçtim, internete girdim,.

Şimdiyse yemek yemeye üşeniyorum. Üşüyorum lan. Faturalar da kol gibi gelmiş zaten. Doğal gaz nasıl yapılıyo? Evde kendimiz yaparız bence.

Artık kendime gelmem küçülmüş gözlerimi dinlendirmem gerek. Nane limon kabuğu ve sihirli bi değnek hayali de kurardım ama çok az vaktim var be kaptan.

Oha melankoliye bağladım.


İçi sararmış bardakları çamaşır suyuna yatırın öpt kib bye.

10 Kasım 2010

Öyle iştahlı yerim ki seni yememden korkarsın




İştahla yemek yiyen, her lokmadan zevk alan bir insanım. Oldukça iştahlıyımdır ve karşımda yemek yemeyen insanın bile canını yemek çektirebilirim o derecede süper bi yemek yeme alışkanlığım var. 


Yavaş yemek yemeyi sevmiyorum ama ilk lokmalarım hep süze süze gider. Önce bi tadarım damağıma yayarım yani. Fakat zaten aynı yemeği uzun süre yemekten sıkılan bir kişi olarak elbette ki tercihim bol çeşit ve her çeşitten az az yemeden yanadır. -Açık büfe yemeklerde her zaman bi tatsızlık hissederim. İçindeki sevgi eksikliği ve elbette ki ucuza mal edilmiş bol yemekle alakalı bu.- Ama evde olsun annem yapsın ben de yapmış olabilirim yerim de yerim kim tutar beni...


Asıl diyeceğim o ki; yemek yapmayı çok seviyorum. Değişik tatlar denemeyi de seviyorum. Iyk öyk yinmez o gibi genel geçer kurallarım yoktur. Fakat börtü böcü de yiyeceğimi sanmıyorum. 


Benim için her öğün ayrı bir seremonidir. Kahvaltı sofrası apayrı güzeldir ama. Özellikle hafta sonları eğer vaktim varsa saatlerce masada oturma potansiyelim her zaman mevcuttur. Durup durup bi ondan bi bundan yiyorum. Küçük boyutlara sahip olan bir kadından beklenmeyecek performansı gösteririm. iki saat sonra tekrar yer iki saat sonra tekrar yerim. 


Mezeler olsun efendime söyleyeyim pasta börek olsun her bir şeyi denerim. Pişiririm üşenmeden; zevk alıyorum çünkü. Ha bana sorsalar nedir yapmayı en sevdiğin? Yemek derim düşünmeden. Sıkılmayacağımı bildiğim bir şey çünkü. 


Şu hayatta ciddi anlamda gastronomi okumadığıma yanarım. O da eşit ağırlıktan alıyormuş tevbe yareppim ne alakası varsa... Her neyse olmadı ama olabilir bana hiç belli olmaz zira her an her şey yapabilirim karar verirsem.


Şimdik yemek demişken bence yan yana durmalı olan bir ikili var;


Patlıcan yemekleri ve cacık


Nedendir bilemem patlıcanın yanında eğer cacık yoksa ban göre öksüzdür. Yalnız ve biçaredir. 


Bir de bu aralar canım aşırı derecede koruk çekmekte ki bu mevsimde olmayan bir şey. Nereden bulasın ham üzümü. 


Bu konuda da oldukça sıkıntılıyım ki olmadık zamanda canım olmadık şeyler istiyor müstakbel eşim hamile kalırsam sana buradan öpücükler yolladım. 


Özellikle final dönemlerim pasta börek üretimiyle geçmekte. Neden; işte olmadık zaman ya üret dur artık kek yap çörek pişir. Ye ye ye doyama sonra. İşte doymak ve dolmak bilmez midem ve ben böyle işlere gebeyiz her daim.


Nasıl bir şey bu anlamıyorum ama organların bile personası olduğunu düşünüyorum. Her biri farklı işlemek istiyor. Her durumda farklı maske. Kalbim bile kandırıyor beni bazen hızlı atarak. İçine sahip olsan ölmezsin zaten. Beynini işleten beyni aramak gibi. Tanrıyı sorgulamak gibi bir şey. İçinde bile sana yabancı bir ton bir şeyler var. Her birini tanıman lazım seni nasıl kandırdıklarını anlaman lazım.  Oldu canım oldu... 


Sus
Tum.




foto

01 Kasım 2010

maddiyattır beni dertten derde banan



Eskiden yatağa yattığımda hayal kurardım şimdi hesap yapıyorum.

Bilmezler mi ki nefsi köreltme öğrencilikte gerçekleşen bir olaydır.
Öğrenci evin çile odan olur mesela.

Uzun zamandır bir grup arkadaşımla fena halde yapmak istediğimiz şey 'öyle bir geçer zaman ki' adlı dizideli sen ç ç çemile kısmını remix yapma sen çç çemile çç çemile diye.

Mete'nin hayranıyız buradan kendisine kucak dousu kokulu öpücük yollamak niyetindeyim. O nasıl bir oyunculuk, nasıl bir konsantrasyondur allam yareppim!!



Ayrıca konsantrasyon deyince aklıma Bir Delinin Hatıra Defterin'ndeki performansıyla Erdal Beşikçioğlu geldi ki kendisi benim nazarımda gün geçtikçe değer kazanmaktadır.



Konsantrasyon deyince yine aklıma ne geldi bugün Doktorum adlı Tv programında iki öğün arası baş ağrısı, mide bulantısı ve konsantrasyon eksiliği insülinle alakalı olabilir gibisinden bir şeyler söyledi. Ben de anne ben çok bu belirtilerdeyim bebeyim dediğimde annem şeker ye şeker dedi. Çok sade ve anlamlıydı benimçün.



Ağladıktan sonra gözleri şişen ve bunu makyajla kamufle edebilen bir insan olma yolunda ilerlemekteyim. Göz üstü göz altı az büyük gözüktü hah iyidir gibisinden ki zaten çekik ve de ufak gözlü bir insan olduğumdan ilk damlada ağladığını belli ediyor suratım. 

İlkokula başladığımda kuru yapraklara sen bastın ben bastım kavgası ettiğimiz günlerde çok sevgili arkadaşım Betül ki kendisini 1. sınıftan sonra hiç görmedim bizim apartman yöneticisinin kızı idi ve kendini hep bizden sınıfsal olarak üstün görürdü. İkimizin de tavşanı vardı fakat onun tavşanı hep daha iyi ve de güzeldi, hep ezdi bizi. Tavşanımlan oturup dertleştik taavşan bile ezmiş onu. Sınıfınıza sıçım sizin.



Paradan nefret etmem çok küçükken bakkala giderken annemden para isteyemeyeceğimi bildiğim yaşlarda başladı. O zaman ekmek 2500 lira idi.

Birinin ishal olduğunu söylemesi kabız olduğunu söylemesinden daha iğranç geliyor bana. .Dışkılama bozukluğunu paylaşma isteği bir tek bizim millete mi has yoksa bu genel geçer bir şey mi?


Dersaneye tekrar gidiyor olmak mide bulandırıcı. Dersaneye gelen üniversite son sınıf TANIDIĞIM -arkadaşım demek istemiyorum- 'ohoooww yeuuu dersaneye geldik yine gızlar falan hiç değişmemiş atmosfer gız tavlamaca falan hehühe' dedi. Nefret ettim peff dedim lanet olsun boş beyin dedim.


Her sene sınava giriyorum düzenli olarak bence bana ödül falan verebilirler. Bu sene öss 'ye girmiyorum yetti artık derece derece nereye kadar canım di mi ama...


Staja gidiyorum ben. Öğretmen olucam ya iyi oldu. Karar verdim ki öğretmen olmak istemiyorum.


İngilizce öğretmenleri : kadın, kıvırcık saç, bakımlı, güzel, artist.  Neden böyle görülmüş bu grup neden?

Bölümde 6-7 tane falan erkek var sanırım. Bence mühendisliklerle ingilizce öğretmenliğini aynı binaya koysunlar insanlar kaynaşsın diye bir görüş var. Hayırlısı olsun ne diyelim..



Çok çocuk iyidir. Kalabalık aile güzeldir. Bakabildiğin kadarı kafidir. 


Uyumadan önce okudukların aklında daha iyi kalır ya, ben roman okuyorum ruyamda o romandan bir sahne, kendimi hangi kahramanla özdeşleştirdiysem o ben karakterler arkadaşlarım oluyor sonra gidip etrafımdakilere

çemkiriyorum. Neden? Tabii ki olaylar bana göre gerçek oluyor da ondan. 


Uyurken dişlerimi sıkıyormuşum. Gün içinde sıkıyormuşum. Çok sıkıyormuşum. Çenem kıtlıyo lan bu yüzden. Ama ben bunu fark etmemişim. Fark edilmezmiş genelde. 


Sıkıldım.

26 Ekim 2010

Ayrılık sana ne yapar içindeki canavar nasıl ortaya çıkar




İnsan ilişkileri konusunda özellikle şu son zamanlarda ciddi anlamda inceleme yapma şansım oldu. 


Ayrılıkların ardından yaşananlar, psikolojik süreçler ve insandaki hayli baskın ego kavramı.


Kadınlarla erkeklerin bu yaşantıları birbirinden farklı gibi görünse de aslında bir bakıma aynı kapıya çıkıyor aslında. Ayrılığı ele aldığımızda örneğin... Sevgilisinden ayrılan bir kadın eğer çok da bağlı değilse ayrıldığı adama egosunu sarabileceği onu kuşatıp donatabileceği birini bulur kestirmeden. Beğenilmek hoşuna gider. BU adam ona 'kendine güven' duygusunu  aşılar bir bakıma. Tekrar beğenilmiştir işte. ZAten güzeldir. Erkekler tarafından arzulanmaya devam etmektedir. Elini sallasa ellisidir. Eski sevgilisi olan adam artık onun için yeterince o 'sevgililik' 
kıvamından çıkmıştır. Kadınlar için arkadaş kalabilirim kavramı daha kolaydır. Çünkü kadınlar egolarına yenik düşme konusunda biraz daha öndedir. Erkeklerin seks düşünceleri de belki duygularından daha baskındır bu konuda bir şey söyleyemem. Kadınlarda biraz pohpohlanma değer görme ve şımartılma düzeylerinde artış oldukça sevgi seviyelerinde kimilerinde egosuyla ters orantılı olarak azalma görülür. Kadınları çözmeye çalışmayın demiştim daha önce. Kadınlar kötü çocukları sever görüşü de buradan gelir. Kadınlara kötü davranmayın ama mükemmel olmadıklarını bilmelerini sağlayın asıl anahtar kelime bu. 


Tabi her kadında süreç böyle işlemez. Kimileri pohpohlandıkça bağlanır egoları şiştikçe şişer buna alışır ve onsuz yani o sevdiceksiz yapamazlar. 


İşte burada ince çizgi şudur: AŞK- EGO?


Acaba aşık mısın yoksa egonun şişmesi hoşuna mı gitti? Herhangi biriyle herkes az buçuk bir şeyler paylaşabiliyorsa ilişki yaşayabilir. Herkes karşısındakini sevebilir uyumluysa. Ortalama insanlar ortalama ilişkilere dahil olabilir anlayacağınız.Telefonla konuşacak birin, mesajlaşacak bir partnerin falan olur. Cinsel anlamda durum çok farklı. Ama cinsellikten ziyade bir ikinci kişinin yanında bulunması durumundan bahsediyorum. 


Erkeklerde durum daha farklı onlar da ayrılıkların ardından kendilerini kanıtlama çabasını girerler. Başka biriyle sevgili olurlar ama nedense onlarınki daha farklı bir ben buradayım ben yapabilirim düşüncesi gibi geliyor bana. 


Aşkın kafada şekillendiği düşüncesine sahip biri olarak bir kadını eğer aşık etmek istiyorsan duygularından çok kafasında izler bırakmak gerektiği düşüncesindeyim. Yani ayrıntılar olmalı aklına gelen, ya da iz bırakacak şeyler işte.. Erkekler nasıl aşık olur? Erkekler aslında saflık arayışında. Daha temiz yüzlü masum bir kadın görünüşü ya da onun yanında onun korumasında olduğunuzu hissettirecek bir kadın. 


Erkeklerin kadınlardan daha katı olduğu söylenir bana göre aslında erkekler duygularına daha bağlı. Kadınlar daha planlı ve sinsi hareket ediyorlar. Kadınlar daha kullanıcı. Erkekleri egoları için kolayca kullanabilirler. 
Erkeklerse beklentilerine uygunluk düzeyinde hislerine güveniyor gibi geliyor.


Elbette ki kendi çerçevemden yazdım. Çok öznel bir yazı oldu. Ama genelleme yapmam gerekirse çevremdekilerden bahsettim. Aşkın olmadığı ayrılıklardan bahsettim. Aşk ilişkileri çok farklı. 
Aşk ayrılığı diye bir şey var mı onu da bilmiyorum ama bu konular son zamanlarda kafamda oldukça sık dolaşmakta. 


İronik olsa da eski sevgiliden kalan şeyleri yenilerinin yanında kullanabilmek. İşte bunlar gerçekten garip geliyor bana belki oldukça duygusal bir insan olmamdandır. Ya da insanların hayatlarına başkalarını sokup istemediklerinde rahatça hoşça kal diyebilmeleri. İnsan ilişkileri konusunda keşke arkadaşım olarak kalsaydı denilen aslında zaten arkadaşı olabilecek birini sevgili yapması olayını anlayamamam... 


Sevgililik sadece az önce bahsettiklerimle nasıl sınırlı olamazsa bana göre bunlardan bağımsız da olamaz. Yani aşkı bu süreçleri yaşarken de bulabilirsin. Saçma sapan yaratıklarız. Bir alış veriş merkezinde sadece görüp beğendiğin bir adamla yıllar sonra evlenebilirsin mesela. 


Ne kadar garibiz. İnsanlar olarak ya da tutunamayanlar. Eskisevgilininardındanumursamadanegosuiçinhemenyenisinibulangillerden.



foto:deviantart

23 Ekim 2010

çok popüler yazılarım var benim çok ünnüyüm aynı zamanda ve de harikayım falan

Şimdik efendim ben bu mim işinden falan anlayan  bu konulardan çokça hazzeden bir bilogır değilim. 


Genelde keyfinin kahyası canı isteyince yazan ama bol bol okuyan bir şahsiyet olmamlan alakalı olacak blogumda  çok fazla sorumluluk istemememle de alakalı olabilir bilmiyorum fekaaaaaaaat ben bu mimi sevmiş bulunmaktayım ve de cevap veriyorum ™ мγdяєaм mimlemiş sorusu da buymuşmuş en çok hangi yazılarım okunmuşmuş...




12 Ekim 2010

Ben bir bebeyken...








Şarkıların aklıma kazınmasına engel olamıyorum. birinden duyunca hemen eşlik etmeye başlıyorum. İşte bugün bu şarkı sabahtan beri dilimde. 


Küçücük bir çocukken en sevdiğim şarkıcılar arasında yer alan Nazan Öncel'in tüm şarkılarını şuan dahi ezbere biliyor olmam, 2,5 yaşında yaşadığım olayları hatırlamam ama dün yediğim yemeği unutmam???


Barış Manço ve Nazan Öncel tam bir 80-90 kırması olarak en sevdiklerim...


4 yaşında ablamın ses kaydımı yaptığı kasette Cem Karaca'dan ben suyumu kazandım da içtim diye başlamam ve arap sabunu bir reklam dinlediniz demem...


O yılların klişesi olarak telefonla konuşuyor gibi yaparken çekilmiş fotoğrafım...


Doğum günü pastamın mumlarını üflüyor gibi yaparken yapamayıp söndürmem sonucu 5 kez çekilen doğum günü fotoğrafım...


Tatile gitmeden önce alınan simitimin içinde koltuğun arakasında uyuyup kalmam...


Okula giderken kuru yapraklara basmak için kaldırım köşesinden ayrılmamam...


Ablam tarafından kurban edilip Show radyo'yu arayıp adamın dediğini anlamamam sonucu bok mu diye sormam...(yaş 5)


Lojmanda herkesi biz çok fakiriz diye kandırmam...


Okumayı ilk öğrendiğimde gazetedeki her şeyi okumam bu esnada piiiii reeeee zeeeeeeer vaaaaaaa tiiiiffffff pre-zer-va-tif bu ne ki diye babama sormam...


Üçün biri Türklere özgü el hareketini kuzenimden görüp babama göstermem baba bu ni demek diye sormam...


Sapanla kuş avlayıp -yanlışlıkla- 2 gün ağlamam...


Kuşuma o dönemde çok ünlü olan bir kağıda makyaj yaparak kadınlara tüyolar veren makyöz Çarli' nin adını vermem...


Marley yerler...


Karpuz kollar...


Göbeğinden bağlamalı puantiyeli ve kolsuz  gömleğim...


Aman Allah'ım yaşlanıyorum...

23 Eylül 2010

Eski dosyaları karıştırdım 1978 vs. Günümüz


Türkiye'nin 1978 Eurovision şarkısı...


Evde eski dosyaları karıştırmaktan büyük zevk alıyorum. Çook çok geçmişe giderekten günümüzle 78 yılını karşılaştırdım, babamın fotoğraflarını kurcaladım vs. Ve de sizlerle aslında geçmişten günümüze ne kadar da yerinde sayar kendini tekrar eder bir tarih yolculuğu yaşamışız göstermek istedim.


Senelerdir bu konuyu konuşup duruyoruz taa 1978 Elele dergisinden..
Elele'den aldığım değişmeyen kadın konuları :




VE tabi ki moda... Moda da gördüğünüz gibi RETRO havası ve 1978 modası...


Reklamlarda da pek ilerleme kaydettiğimiz söylenemez hani... Aynı konular aynı poz, bi tek fotoşop eksik.




VE işte beni derinden sarsan gerçek. Meğer babam apaçi imiş... Şalvar bilekten sıkmalı eşofmanı, beyaz converse ile süper çıkmışsın babacım:)



Tarlalardan süper bir baba fotosuyla son veriyorum yazıma...



kaynaklar: Elele 1978 annem koleksiyonu, babam beyin fotoları.





18 Eylül 2010

Düşünceler silsilesi vol. bilmem kaç


You are my sunshine my only sunshine
You make me happy when skies are gray
You'll never know dear how much I love you
Please don't take my sunshine away

diyerekten başlıyorum yazıma. Aklımda bu şarkı vardı söylemesem çatlardım.

Tatil bitiyor Ankara yolları gözüküyor bana ne fena ne fena.

Yaz boyu yatıyorum sonra son bir hafta denize gitmek istiyorum mütemadiyen.

Harcımı yatırdım artık düzenin betonuna gark oldum hayırlara vesile.

Odamdaki aşırı yeşil yoğunluğundan sıkıldım. Gözlerim yoruldu. Zaten ben gidince annem odayı iyice otel odası gibi yapmış iki yatak ortasına TV koymuş. Mini bar falan koyup hizmete açsa olur bence.

Anneler evlatlarını bir evden yollayana kadar sonra da eve getirene kadar çabalamakta. Yollayana kadar sen yokken benim düzenim vardı, sen geldin her yer birbirine girdi gibi aslında olmayan ama ona göre var olan hayali mevzulardan bahseder. gitmene yakın gidiceksin artık sen söyle ne pişireyim, hadi sen beğen ben alıyım gibi sevgi dolu sözlerle sizi kucaklarlar. gidince de sizin gelesiniz gelmez bir hafta sonu bari gitseniz anneniz ne denli mesut olacaktır oysa. İşte anneler ve evlatları böyledir. Sen gidince şekli şemali bozulan oda sen gelince senin tarzına bürününce dağınık gelir o anne bünyesine.

Sevgiliyle anne tanıştıktan sonra annenin sevgilinin annesiyle ilgili sorular sorması kaçınılmazdır. Tipinden davranışına bir rekabet başlar. Oysa ikisi de naiftir candır. Ama benimki en güzelidir. Neden bu konuda bencillik etmeden duramıyorum? Her ne kadar kavga etsek de bağırıp çağırsak da cık olmuyor yine dönüp dolaşıp barışıyorum, sarılıyorum.

Milli içeceğim su ve sodadır.

En sevdiğim harf hangisi diye düşünüyorum bir süredir fakat bulamıyorum.

En sevdiğim renk yok benim. Sevdiğim renkler var.

Bir ara kalemi içine yerleştirip döndürünce değişik değişik şekiller çıkaran aparatlar vardı onlara ne oldu acaba?

Gazlı kalemlerden vazgeçemem. Hele de kırmızısından never ever!

Üretim süreci en sevdiğim dönemdir, dönüt kısmı da en mutlu olduğum zamandır.

Makale yazmaktan mutluluk duyan bir insanım, yazmaya başlayınca hızlı yazabildiğim için sanırım. Ha eğer ki eksik hissediyorsam yazacağım konuda yok o zaman tıkanıp kalıyorum 5 saat okumam gerekiyor. Bir o yana bir bu yana dönüyorum çalmadan çırpmadan tamamen kendime ait bir makale üretiyorum.

Uzmanlaşmak istediğim bir konu var ama söylemem. Linguistics- Language acquisition diyorum ve de susuyorum.

Eğer şu yaptıklarımı sorgulamaya devam edersem, ya da ihtimaller üzerine kafa yorup durursam sanırım kim ve ne olduğumu unutmaya başlıcam. Rüyalarımda yaşamaya devam ediyorum ki bu oldukça yorucu bir şey. Akşam yatıyorum sonra ruyamda kalkıp kitap okuyorum mesela ama kitabı okumuyorum okumuş olduğum kısımları kafamda yorumluyorum. Sonra arkadaşıma kitapla ilgili bir şeyler söylüyorum. Sonra gerçek hayatta hani sana anlattım ya diyorum o da yoo diyor sonra o ruya mıydı diyorum. Kaç kez kahvaltı yaptığımı düşündüğüm oldu böyle. Kalkıyorum ruyamda kahvaltı yapıyorum, sonra gerçekten uyanıyorum kahvaltı yapmadığımı biliyorum ama şüpheye düşüyorum yaptım diyorum, çay demledim içtim falan. Sonra kahvaltı yapmıyorum aradan iki saat geçiyor ve aslında onu ruyamda gördüğümü hatırlıyorum. Aramayı düşündüğüm kişileri ruyamda arayıp cidden aradığımı düşünüyorum sitem işitene kadar. Anlayacağınız beynim dinlenmiyor ve yorgun düşüyorum gün içinde şiddetli baş ağrıları yaşıyorum. En kısa zamanda bir uzmana hi, how are you? demeyi planlıyorum.


Sevmediğim kişilerin isimlerinin baş harfini küçük harfle yazarım. Size göre belki saçma ama bana göre oldukça anlamlı bir davranış olan bu alışkanlığımdan vazgeçemiyorum. Kendi çapımda hakaret ediyorum o kişilere.

Kendimi ifade edemediğimde girdiğim ruh halim bitse de gitsek kıvamındadır. Anlatmaya çabaladıkça yanlış anlamaya devam eden birisi ya da anlatımda çektiğim sıkıntı poffffffff!!

Bir yerde uzun süreli kalamama durumum kanımdaki yörüklükten mi bana mirastır acaba?

Sessizce terk etmek istediğim ortamlar olur. Ama kalmak zorunda olurum mesela. İşte bu durum canımı sıkar da sıkar en sonunda çok sıkıcısınız der suçu ortamdaki kişilere atarım.

Hediye almayı ve vermeyi severim fakat ikisi de sancılı süreçler benim için. Para vermek ayıp addedilmese al gönlüne göre harca derim.

Bebekli kadınlar vardır. Bekleyenler ve hali hazırda kucağında tutanlar. Otobüste onlara yer verin. Ayakları şişer hep onların. Yazıktır onlara.

Yüzünüze dik dik bakan yaşlılara da isterseniz yer verin ama ben genelde beklentisi olmayan teyze ve amcalara yer vermekten hoşnut oluyorum. Zorundasın bakışları altında kalmaktan hoşlanmıyorum. Özellikle Sokullu' daki parka giden yaşlılar gurubu var ki hep benim saatlerimde oradan hareket ediyorlar Dikmen'e doğru. İşte bu durum çok zor geliyor yorgun ayaklarıma. Sabahın köründe kalkmış bünyeme.

Şimdi sizlere bir şarkı daha armağan ediyorum ve gidiyorum:

Help me if you can, I'm feeling down
And I do appreciate you being round.
Help me, get my feet back on the ground,
Won't you please, please help me?

17 Eylül 2010

İçim dışım bir yeminle


İnsanları sebzelere benzetiyorum. Her gördüğün yeni kişiyi bir sebzeye benzeterek o sebzeye daha önceden yüklemiş olduğum özelliklere sahipler gurubuna koyuyorum. Şimdi böyle çok saçma oldu, anlatamadım. Şöyle izah edeyim ki;

Bir kişiyi görüyorum ve içimden sarımsağa benziyor diyorum.

Bana göre sarımsaklar için önceden belirlenmiş fiziksel kriterler vardır. Şimdi açıklaması nasıl zor bilemezsin sevgili okur.

Domatesler çok belirgin. Bunu anlamanı bekliyorum. Ya da taze soğanlar hemen kendini belli eder.
Kendimi henüz kategorize edemedim.

Aynı zamanda pasta çeşitlerine de benzetiyorum insanları çikolatalılar, meyveliler, sade kremalılar gibi.

Ciddi anlamda otizm belirtilerim var. Bunları size söyledim ve rahatladım. Artık daha fazla içimde tutamazdım...

12 Eylül 2010

Ayaklara özgürlük ve havadarlık diliyorum


Yaz günü büyük bir problem bence ayakkabı. Eğer terlik sevmiyorsanız bir de. Ya da ayakların çok biçimsiz olması durumu da söz konusu olabiliyor. Bir arkadaşım ciddi anlamda terlik giymemeli ki kendisi de bu gerçeği bilerek hareket etmekte.

Hanım kızlarımızın yazlak olarak gittikleri yerlerde çizme giymeleri enteresan bir o kadar da abesle iştigal ilişkisi yaşamakta ki bana göre çizme diye adlandırılan bir şeyin yazlık olarak kullanılması gibi bir şey söz konusu dahi olmaz. Sıcak memleketlerde bacağın ikiye katlanan diz kapağı arkası bölümünden aşağı akan terleri düşünürsek bu çizmenin içinin su dolması muhtemel olduğundan bence naylon olması en münasip materyaldir ki içindeki haznede su birikebilsin.

Terlik konusunda kadınlar kadar erkeklerin de problem yaşadığını düşünüyorum ki erkekler yazlık kıyafet olarak her tarza uygun kıyafetler giyemiyor ya da hoş karşılanmıyorlar. Takım elbise giyme alışkanlığı olan erler ne tarz yazlık kıyafet giysin ki o oscar ayakkabılardan o kunduralardan kurtulabilsinler. Kundura tarzı sandaletler halk arasında genel anlamda artı puan kazanamadı. Belirli bir kesimin gözdesi olup içinde çorapla kullanılması da kısa süreli oldu.

Her bir kıyafetin belirli bir kitleye ve alım gücüne hitap etmesi apayrı bir konu bana göre. Genelin GÜZELi bağlamındaysa felsefeye baş vurmak sonuç vermemiştir. Feylesof kişiler bununla ilgili farklı görüşler ve genel geçer kurallara ulaşma konusunda elbet bir çıkar yol bulamamışlar.

Şimdi bana görelere gelip kendi görecemden bakıyorum meseleye.

Ciddi anlamda moda takipçisi olduğumu falan söyleyemem ama popüleriteye gizli bir hoşlanmazlık belirtisi gösteriyorum. Zaten alış verişte yaşadığım zorluklardan bahsetmiştim.

Kadınların sandalet ve terlik konusunda ne olursa olsun erkeklerden şanslı olduğunu düşünüyorum çünkü hemen her giyim tarzına hitap eden ayakkabı ve terllik tarzı var. Öyle ki kadınlar için çizme bile üretilmiş-yaz günü için-. Bir de dönüp oğlanlara neler yapmışlar bakalım.

Mavi siyah çizgili terlik var senelerdir. Asla kurtulamadığımız bir model. Ancak deniz şortu ve beyaz atletle tamamlandığında bir anlam ifade eden o güzide model..

Plastik parmak arası terliklerin sadece şortun altına giyilemsi taraftarıyım. Kot pantolun altına giyildiğinde ve parmak içleri pislikle doluysa eğer iğrenç bir görüntü oluşmakta.

Mantar tabanlı bıdı bıdılar da elbet baba terliğidir bana göre. İki kalın biritli sanki küçük numarası üretilmezmiş gibi 45 numara gibi falannımsı mış fış.

Bakınız benim ilk aklıma gelenler bunlar. Sandalet olarak spor tarzda askeri yeşil ya da kahveli tonlarda olan ayakkabılarsa çok çok küçük bir kitleye hitap ediyor ve de her kıyafetle giyilmesi oldukça güç.

Kadınlarda durum böyle mi? Kesinlikle hayır. Sandaletin de sporu da şıkı da, terliğin de, babetin de, onun da bunun da… Her ortamda her yere uygun olanı üretilmiş. Kadınların zaaflarına oynamış üreticiler. Er kişiler de sıcakta terlemekle kalmışlar. Sonra erkeklerde ayak kokusu daha fazla. E o kapalı ayakkabılara mahkum adamlar. Gerçi zerafet konusu tartışılır 45 numara ayakta şık bir erkek sandaleti nasıl olur acep? Bunu bilemem. Belki de buna hazır değiliz henüz. Bir gün rugan, bol biritli şık bir sandalet giymiş adamı görücez bence. Fakat bu görüntüye hazır olmayı umuyorum o zaman.

Ne olursa olsun ayaklar önemlidir. Onları sevmek onlara özen göstermek gerekir. Kadınlar kadar erkekler de bu konuya özen göstermeli. Tarlada çalışan kadınlardan bahsetmiyorum tabi ki. Ne yapabilir çiftçi kadınım mahvolmuş ayaklarına. Oralardan dem vurmamak lazım.

Erkek cinsine gelince uyarım şudur ki ayaklarınızı her gün yıkayınız. Günde bir kere yıka ayakları bir yerde!! Ne olursun, ne olursun…


foto:deviantart